top of page

Renklerden Moru

Güncelleme tarihi: 10 Oca


“Sevgili Tanrım, 
Yetti artık, dedi Shug. Topla eşyalarını. Benimle birlikte 
Tennessee’ye geliyorsun. 
Ama kafamı toparlayamıyorum ki. 
Babam linç edilmiş. Annem delirmiş. Küçük üvey kardeşlerim akrabam bile değilmiş. Çocuklarım kardeşlerim değilmiş. Babam babam değilmiş.
Tanrım, sen uyuyorsun galiba.

Alice Walker Renklerden Moru

Alice Walker’ın “The Color Purple” ismiyle 1982 yılında yayımlanmış olan romanından biraz bahsetmek istiyorum. Walker, bu romanı yayınladıktan sonra 1983 yılında Pulitzer Ödülü’ne layık görülmüş, romanı hem Broadway müzikaline adapte edilmiş hem de ’85 yılında yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı bir filme konu olmuştur. Her ne kadar Walker, kadın hakları alanında bir aktivist olarak anılsa da “Renklerden Moru” aynı zamanda kuir kitaplar arasında sayılabilecek niteliktedir.







Toplumsal yaşamın en alt basamağından…

Sen kendini ne sanıyorsun… Baksana şu haline.. Siyahsın, fakirsin, çirkinsin, kadınsın. Kahrolası.. Sen bir hiçsin.”

Kitap aslında mektuplaşmalar şeklinde ilerliyor, önceleri başkarakterimiz Celie’nin sesini kimseye duyuramadığı zamanlarda tanrıya yazdığı mektuplardan, sonraları ise kız kardeşi Nettie ile mektuplaşmalarından okuyoruz tüm olan biteni.



İnsanlık tarihine kara leke olarak yazılabilecek her türlü suç var bu hikâyenin içinde; köleliğin türlü biçimleri, çocuk yaşta evlendirilme, tecavüz, kadına yönelik şiddet, ırkçılık, sömürgecilik… Ancak hepsinin ortak noktası toplumsal bir erkten kaynağını alan bir gücü eline alanın, güçsüz gördüğünü ezmesi. Ve bunların hepsi, neyin içine düştüğünü anlamlandıramayan bir kız çocuğunun gözleriyle anlatılıyor. Daha ilk sayfadan Celie’nin uğradığı istismar, kendi ağzından tanrıya yazdığı mektup ile tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne. Kendisine yapılan her şeye karşılık hayatta kalmasını başaran bu çocuk, etrafında birleşen, halden anlayan, insanlarla birlikte büyüyor, gözlerini açıyor ve ayağa kalkıyor. Bir başka şekilde ifade edersek, Celie, elindeki koşulların kötülüğüne aldırmadan kendi ailesini sabırla biriktiriyor ve bu esnada dünyaya inat kendi sesini de kazanıyor.


“Toprak dile geldi ve dedi ki, bana yapacağın her şey sana yapıldı bile.”


Renklerden Moru Alice Walker


Anlatıya ortak olan dünyanın insanları ne kadar acı çekmiş olsalar da hepsi renkli karakterler aslında ve her şeye rağmen birbirlerine destek oluşları, şahit olduğumuz olayların soğuk gerçekliğini biraz daha ısıtıyor. Ve her bir karakterin öyküsü tek başına anlaşılmayı bekliyor, dolayısıyla kimse salt kötü olarak ya da önemsiz bir figüran olarak kalamıyor. Hayat kadar acı, hayat kadar gerçek bir hikâye dinliyoruz Walker’ın kaleminden..


Kimlik


Geldiği ailede hem fazlasıyla ev işleri için çalıştırılan, hem de istismar edilen Celie aynı zamanda çok sevdiği kız kardeşine kıyasla ötekileştirilmektedir. Hasta bir anne, bakım ve korunma bekleyen kardeşler, öte yandan da sesini çıkaramadığı bir babanın baskısı… Celie’nin geldiği bu dünyada bir varlığı, sesi, seçim şansı veya herhangi bir hakkı yok. Ancak tüm bunların neden böyle olduğunu anlayamasa da içselleştiriyor Celie. Bu yüzden kendisine sorulmadan gerçekleşen evliliği de aynı koşullar altında devam ediyor. Yalnızca hayatta kalmaya çalışan Celie’nin kendini; aynı zamanda da kimliğini fark etmeye başlaması, Shug Avery’nin, eşi Albert taraf