Dostoyevski'nin 'İnsancıklar'ı Konusu ve "İnsancıklar" Özeti

Güncelleme tarihi: 24 Oca


“Ben öleceğim, Varenka, hemen öleceğim; benim kalbim kaldırmaz böyle mutsuzluğu! Ben sizi Tanrı’nın gün ışığı gibi sevdim, öz kızım gibi sevdim, sizi hep sevdim, canım, bir tanem! Ve ben bir tek sizin için yaşıyordum! Çalışıyordum, evrak yazıyordum, gidip geliyordum, geziyordum, gözlemlerimi kağıda aktarıyordum dostça mektuplar şeklinde, bütün bunlar, canım siz burada, karşımda, yakında yaşadığınız içindi. Siz belki de bilmiyordunuz bunu, ama bütün bunlar böyle oldu!



Fyodor Dostoyevski İnsancıklar Konusu

Fyodor Dostoyevski İnsancıklar


Fyodor Dostoyevski İnsancıklar Konusu

“İnsancıklar” Fyodor Dostoyevski’nin yirmi beş yaşındayken yazdığı, yayımlanan ilk romanı (1846). Can Yayınları’ndan çıkan, Sabri Gürses’in çevirdiği kitap, çevirmenin önsözünde kitabın Rusya’da yayımlanma sürecine dair ilgi çekici bilgiler vermesiyle açılıyor. Özellikle Dostoyevski’nin yazın hayatına katılmış genç bir yazar olarak “yeni Gogol” yakıştırmasını bu romanı ile almış olması ve Rus Edebiyatı’nda modernizmin öncüsü kabul edilmesi “İnsancıklar”a başlarken farklı bir değerlendirme çerçevesi sunuyor bizlere.


Ancak Dostoyevski’nin erken dönem eserlerinden birisi olması, aşina olduğumuz Rus Edebiyatı seçkisinden edindiğimiz beklentiyi tam olarak karşılamasına engel olmuyor bu kitabın. “İnsancıklar” tam da beklediğimiz soğuk Rusya'nın eski çamurlu sokaklarını, ayrıcalıklı sınıfın yaşamına uzaktan bakan sıradan ve yoksul insanlarının yaşamlarını ve döneminin havasını gözler önüne seriyor. Öte yandan daha önce hiç Dostoyevski okumadıysanız bu dünyaya giriş yapmak için güzel bir başlangıç kitabı da aynı zaman da.


Peki Ya İnsancıklar Konusu?

Dostoyevski İnsancıklar'da, bir sokakta, karşılıklı konuşlanmış pansiyon benzeri dairelerde yaşayan iki insanın mektuplaşmaları üzerinden tanık oluyoruz Çarlık Rusya’sına. İlerleyen mektuplaşmalarda karakterlerin hikayelerine daha derinlikli bir şekilde vakıf olurken, ilişkilerinin ve davranışlarının motifleri daha da girift bir hal alıyor. Bu yer yer aşk ve incelikli sözlerle bazen de çocuksu çıkarım ve şikayetlerle dolu mektupları yazanlardan birisi Makar Devuşkin. Çok da eğitimli olmayan, dar gelirli bir katip olmasına rağmen öksüz kalmış bir genç kadına hem maddi yardımda bulunup hem de yarenlik eden gururlu bir adam. Bu adamın yalnızlığından ötürü bağlandığı genç kadın Varenka ise görece daha eğitimli ve naif ancak yardımlara kayıtsız kalamayacak kadar da çaresiz.


Bu iki insanın, birbirlerine yazdıkları mektuplarda, başlarına gelen olan biteni anlatmasıyla gözümüzün önünden pek çok farklı karakterin geçidi başlıyor. Mesela ucuz romanlar yazan, özgüveni yüksek bir yazara veya kırsaldan kente göç edince fakirleşen bir ailenin fertlerine rastlıyoruz. Dahası zenginliğinden ve şanından güven alan küstah adamlar, onların tam zıddı yoksul, sarhoş ve çaresiz adamlar, yokluktan yüreği nasırlaşmış hırçın kadınlar ya da korunmaya muhtaç işsizlikle boğuşan yalnız kadınlar…


“İnsancıklar”dan zihnimde kalan bir görüntü…

At arabası sesinin çınladığı çamurla kaplı sokakta, yarı aydınlık bir odanın camında duran bir kadın. Tam karşı binasında ondan mektup bekleyen bir adam ev sahibinin mutfağında demlenen sıcak çaydan bir bardak içiyor. Ertesi sabah erken saatte kadının baktığı sokak yolundan, yamalı eski çizmeleri ile yürüyerek işe gidecek ve kimsenin dikkatini çekmemeyi dileyerek hayalet bir memur gibi işinin başına geçecek…





“Bir şey için ağzımı açtım. Af dilemek istiyordum, ama yapamadım, kaçayım dedim, denemeye bile cesaret edemedim ve o sırada… 
o sırada, olan oldu, şimdi bile utançtan kalemi elimde zor tutuyorum. Benim düğmem –Şeytan alsın onu- bir iplik ucunda duran düğmem… 
birdenbire koptu, sekti, sıçradı (anlaşılan kazara çarpmıştım ona), çınladı, yuvarlandı ve doğruca, öyle doğruca, lanetli düğme, Majesteleri’nin ayaklarının dibine gitti ve bütün bunlar tam bir sessizliğin ortasında oldu! 
İşte bütün açıklamam, bütün özürüm, bütün yanıtım, Majesteleri ’ne söylemeye hazırlandığım şey buydu! 
Sonuçları korkunç oldu! Majesteleri hemen benim şahsıma ve kılığıma yöneltti ilgisini. Aynada ne gördüğümü hatırladım; düğmeyi tutmak üzere öne atıldım! Aptallaşmıştım! Düğmeyi almak için uzandım ama kaydım, yuvarlandım, yakalayamadım, kısacası, becerilerimden yoksundum. O sırada kalan son gücümün de beni terk ettiğini hissettim, artık her şey, her şey bitmişti! Bütün itibarımı kaybetmiştim, bütün insanlığım yerle bir olmuştu!

Kitap Ölçer Puanım: 9.0/10

332 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör