Amin Maalouf Empedokles'in Dostları Konusu ve Yorumu

Güncelleme tarihi: 2 Eyl 2021

Amin Maalouf tarafından kaleme alınan "Empedokles'in Dostları" Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük Antioche adasında yaşayan Alec ve komşusu Eve'in çevresinde geçiyor. Geleceğe dair bir kurguyu anlatırken karakterlerini tarihin tozlu sayfalarından seçen Amin Maalouf , geçmişi gelecekle harmanlayarak tarihin tekerrür edebileceğini bize kitabın kahramanları üzerinden göstermek istiyor . Aynı zamanda insanlığın gelecekte ne tür tehlikelerle karşı karşıya olabileceğini ve hatta kendi türümüzün yok oluşuna bizzat kendimizin sebep olacağı bu senaryoyu yarı ütopik yarı distopik bir kurguyla bize anlatmaya çalışıyor . Bunu da yine tarihten seçtiği akıl hocalarıyla yapıyor. Bahsettiğim kişilerden en önde geleni Empedokles . . .


Amin Maalouf Empedokles'in Dostları


YARI ÜTOPİK YARI DİSTOPİK

Çok detay verip kitaptaki tüm sürprizleri bozmak istemiyorum . Kısaca bahsetmem gerekirse kitabın merkezine aldığı olayların ütopik olduğunu düşünüyorum. Çünkü, kendilerine Empedokles'in dostları adını veren gelişmiş topluluk, ölümsüzlüğü keşfetmekle kalmıyor bir de yeryüzü üzerinde hastalıklarından dolayı acı çeken insanlığın tüm dertlerine de deva oluyorlar. Ve bunu da insanoğluna, verdikleri tüm savaşların, döktükleri her damla kanın anlamsızlığını kendi hayatımıza verdiğimiz değeri gözler önüne sererek yapmaya çalışıyorlar .

"Ölüm bizim kadim düşmanımızdır . Çünkü ölümü geriletebilecek bilgiye erişildiğinde , geride ondan başka düşman kalmaz . Sonsuza dek ondan başka bir düşman, verilmeye değer başka bir kavga olmayacaktır . "

"Bugün bizi yeniden düşünmeye ve kim olursak olalım hepimizi kendimize şu temel soruları sormaya teşvik etmelidir : Biz kimiz? Nereye gidiyoruz? Ne olmak istiyoruz? Nasıl bir dünya inşa etmek istiyoruz? Ve bunu hangi değerlere dayanarak inşa etmek istiyoruz? "



Distopik olmasına gelince... Empedokles'in dostları, elde ettikleri bu ilmi karşılıksız bir şekilde insanlığa bahşedince içinde yaşanılan dünya alışılmış düzeninden sapmaya başlıyor ve neredeyse yaşam durma noktasına geliyor. Çünkü şu an hayatımızda var olan neredeyse her detay, basit gündelik eylemler, ölümsüzlük diyebileceğimiz kavram ve onu elde etmenin ucuzluğu karşısında anlamını yitiriyor. İçinde yaşadığımız toplumun kusursuz olmadığının farkındayım ama bu kadar yüksek değere sahip bir şeyin bu kadar kolay elde edilmesi insanoğlunun gelişimini yavaşlatmaktan öte durdurma seviyesine getirir ki kitapta işler bu yönde ilerliyor.

"Artık hastalıklar yenilebildiğine,yaşlılık önlenebildiğine göre , ölüm geriletebildiğine -ve bütün bunlar tek kuruş harcanmadan gökten inmiş bir lütufmuşçasına sağlandığına- göre insanların yaşamındaki hiçbir şey -ne para, ne zaman, ne çalışma,ne toplumsal hiyerarşi ne de güç dengeleri - eskiden sahip olduğu önemde değildi . Toplumlara şimdiye kadar yön veren her şey marjinalleşiyor , çağ dışı kalıyor , hatta anlamsızlaşıyorlardı . "

Yeryüzündeki acıların çok kolay bir şekilde son bulması düşüncesi her ne kadar çekici gelse de, insanoğlunun ve dolaysıyla da toplumların bazı şeylerin anlamı ve değerini kavrayabilmesi için doğru şekilde evrilip gelişmeleri gerekir .


İnsanoğlunun doğasındaki çiğliğinden dolayı, kolay elde edilen hiçbir şeyin değeri bilinemez ve bu şekilde başladığımız noktaya döneriz.  

"Her ne kadar kötü görünse de bir bakımdan tarihin mağlupları , "dünya masasının" yanlış kurulduğuna inananlar için, bu masanın devrilmesi onlar için çok zevkli bir an olsa gerek . "


ANTİK YUNAN GÖNDERMELERİ


Kahramanlarımızın neredeyse hepsinin isimleri Antik Yunan'dan seçilmiş. Amin Maalouf için bu durumu yaratmanın tesadüf olduğuna inanmadığımdan elimden geldiğince kitapta geçen isimlerin tarihte nasıl yer aldıklarını araştırmaya çalıştım. Şahsen bir kaç ilginç detay da fark etmedim değil. Bu yüzden kitapta geçen isimlerin kişilikleri hakkında bulduğum bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim.


1-EMPEDOKLES


Empedokles’ten önceki düşünürler var olan her şeyin “arkhe” adını verdikleri üç temel ögeden oluştuğu görüşüne inanıyorlardı . Empedokles ,kendinden önceki düşünürlerinin temel öge olarak belirlediği (Arkhe) ,su, hava ve ateş ögelerine toprağı da ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk düşünür olmuştur . Şimdi Aristo’dan miras kaldığını düşündüğümüz dört element teorisini ilk ortaya atan kişi Empedokles’tir . Aristo ise ondan miras kalan bilgileri geliştirerek bu düşünceyi popüler hale getirmiştir .

Empedokles’e göre bu dört temel öge “sevgi ve nefret” gücüyle birbirine bağlanıp birbirlerinden ayrılabilirler. Yani maddenin oluşmasında birleştirici ve ayrıştırıcı güç olarak sevgi ve nefreti ele almıştır .

Enerjinin korunumuna dair;

“Bu elementlerden tomurcuklananlardı ya da sonsuza kadar öyle olmalıydı … Birinden diğerine yeni yüzlerle karışıp çoğalmalı ve bu kalıcı değişimde olmalılardı”  

Binlerce yıl önce Empedokles tarafından söylenen bu sözler , 1700’lü yıllarda Antoine Lavoisier tarafından bulunan “Kütlenin Korunumu Yasası” na o yıllarda ışık tutacak şekilde bir anlatıma girişmiş gibidir . Empedokles’ e göre, bu dört öğe baştan beri vardır. Bunlar ne değişir ne de yok olur, yani başlangıcı ve sonu yoktur. Evrende bunların miktarları hep aynı kalır. Her şey bu dört öğenin belirli birleşmelerinden oluşur.

Empedokles, bilgisinin doğal güçleri denetlemek için anahtar olduğunu, bilgisiyle insanların rüzgarları durdurabileceğini, yağmur yağdırabileceğini ve hatta ölüleri hades ülkesinden geri getirebileceğini ileri sürmüştür. Bu düşünceleri nedeniyle kendisinin büyücü olduğu söylentisi ortaya çıkmıştır.


Kendi düşüncelerini, inançlarını şiirler içinde ifade etmeyi tercih etmiştir . Bu durum, şiir içinde mecazi bir anlam saklanıp saklanmadığına dair emin olunamadığından bazı olaylar üstünde belirsizlik yaratmıştır .


Empedokles, ruh göçüne inandığı için vejetaryen olmaya karar vermişti . Aynı zamanda kendisinin “Bin Çiçekli Bir Tanrı” olduğuna inanıyordu :


“Ben ki artık ölümlü biri değil, ölümsüz bir tanrı,bu yüzden onurlandırıldım ve aranızda dolaşıyorum … Methedildim sizler tarafından ve takibimdedir kurtuluş arayanlar …" 

Empedokles , kendini Etna Yanardağına atarak intihar etmesiyle bilinir . Kimilerine göre bunu yapmasının sebebi bedeninin bulunmamasını sağlayarak insanları tanrı olduğuna inandırmak istemesi ; kimilerine göreyse gerçekten “Bin Çiçekli Bir Tanrı” olarak geri döneceğini düşünmesidir .

2-DEMOSTHENES(M.Ö.384-322)


“En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır.  

Demosthenes ,Atina’da doğdu . Babası Atina’da ünlü bir silah üreticisiydi. Demosthenes yedi yaşında yetim kaldığında babası mirasını yasal vasileri olan Aphobus, Demophon and Therippides’e bıraktı . Ne yazık ki mirası iyi idare edilemediğinden mirasının bir kısmını kaybetti . Demosthenes zayıf fiziki yapısından dolayı mirasını kolay elde edemeyeceğini anladı . O da yasal vasilerine dava açabilmek için , hitabet yeteneğini geliştirmeye karar verdi .Yalnız tek sıkıntı Demosthenes kekeme olmasıydı . Ağzına çakıl taşları doldurup kıyıya vuran dalgalar eşliğinde konuşma egzersizleri yaptı .20 yaşına geldiğinde mirasını geri almak için vasilerine dava açtı . Dava sona geldiğinde mirasının sadece bir kısmını geri alabildi . Yaşadığı devirde kekeme olmasına rağmen hitabet yeteneğiyle anılırdı .

Demosthenes’in ilişki hayatına dair söylentilere göre kendi adına açılan bir davada oğlancı olduğuna dair suçlamalara maruz kaldı . Eski Yunanistan'da eşcinsellik genelde erkekler arasında görülürdü. Aşk çoğu zaman bir ergen erkek ile bir yetişkin arasında kurulurdu. Yunanlılar bir erkeğin, başka bir erkeğin güzelliğine vurulmasını normal karşılardı fakat farklılık bunu dışa vurma şekliydi. Eğer erkeğe duyulan tutku kadına duyulandan fazla ise kişi dışlanırdı . Oğlancılığa karşı olan bakış açıları her ne kadar Antik Yunan Tarihinin bir döneminde normal karşılansa da ,Demosthenes dönemi için aynı şey geçerli değildi. Aeschines ,Demosthenese’e karşı yaptığı suçlamalarıyla da beraber, Demosthenes’in uzlaşmaz siyasal rakiplerinden biri olmuştur .

Demosthenes , Epirus’un kralı Alexander’ın varlığında yaşadığı davaların birinde suçlu bulunduğundan Atina’dan kaçmak zorunda kalır . Atina’ya tekrar dönüşüyse dokuz ay sonra Alexander’ın ölümüyle olur . Atinalı’ları kendi bağımsızlıklarını kazanmaları için teşvik etmeye çalışır , konuşmalar yapar . Ancak Alexander’ın halefleri Atinalı’ları Demosthenes’e karşı çevirir . Demosthenes tutsak olmamak için çareyi kaçmakta bulur . Ve tekrar ele geçirilme riski olduğunu anlayınca zehir içerek intihar eder .


3-AGAMEMNON

Kitapta, adamızın kayıkçısı olarak anılan Agamemnon, Yunan mitolojisinde Miken Kralı ve ordularını Truva savaşına götüren kumandan olarak geçiyor . Truva savaşında rüzgarları serbest bırakması için av tanrıçası “Artemis” e kızı İphigenia’ yı kurban etmek ister . Ancak Artemis, Agamemnon’a kızı yerine bir dişi geyik gönderir ve onu kurban ettirir . (Garip şekilde aynı olayın bir benzeri Hz. İbrahim’in oğluyla arasında da geçiyor . Bugüne kadar kurban bayramı olarak kutladığımız bayramın temelinde yatan bu olayların Yunan Mitolojisiyle olan benzerliği biraz düşündürüyor.)

Agamemnon aynı zamanda Elektra , İphigenia ve Laodike’nin babasıdır . Bu küçük ayrıntıyı unutmayın, kitabı okurken bazı yerleri kavramada işinize yarayabilir !

Agamemnon Truva savaşı dönüşünde karısı ve karısının sevgilisi tarafından öldürülür.



4-PASSUİNİAS

Kitapta yüzen hastanelerin doktoru olan Paussinias , Antik Yunan’da gezgin ve coğrafyacı olarak anılıyordu. Yunanistan’ın Tasviri adlı eseriyle tanınıyor .


"Amin Maalouf Ölümcül Kimlikler" hakkında yazdığımız yazıya da bakmayı unutmayın !

Kitap Ölçer Puanım : 8.1/10

36 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör