Papalagi Namı Diğer "Göğü Delen İnsan" Üzerine Notlar


“Papalagi’nin son derece kendine has ve karışık bir düşünce tarzı vardır. Nasıl yaparım da bir şeyi kendim için kullanırım ve bu kullandığımın hakkı da benim olur diye düşünür. Bütün insanların yararını değil, bir tek kişinin yararını düşünür hep. Bu tek kişi de kendisidir.

Uzunca ve yoğun geçen, içerisine tükenmişlikler (bknz. “burnout”) sıkıştırdığımız bir aradan sonra bu süreçle de kolayca bağdaştırabileceğimiz bir kitap yazısıyla karşınızdayız. “Bi kahvelik kitaplar” serimize baş tacı olabilecek bir öneri olan Erich Scheurmann’ın “Göğü Delen Adam” kitabından bahsedeceğim sizlere.

Scheurmann; kitabının önsözünde belirttiği üzere Samoa’daki Tiavea Kabilesi arasında bir sene geçirdikten ve bu kabilenin reisi Tuiavii ile arkadaşlık ilişkileri geliştirdikten sonra bu kitabı kaleme almıştır. Kitap, aslında Tuiavii’nin Batı’da geçirdiği bir zaman diliminin ardından, misyonerlik faaliyetlerinin giderek arttığı bir dönemde kendi insanları için kaleme aldığı bir yazıdan esinlenmiştir. Bu konuşmalar ise Scheurmann’ın erişimine, kendisi bilinç olarak bu insanlarla aynı seviyeye eriştiğinde, yani bir batılı gibi değil de bir insan olarak bu yaşam tarzını algılayabildiğinde açılmıştır.



“Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen adam anlamına gelir. Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Peki, bu beyaz adam göğü delip geçti de ne oldu?

Kitabın geri kalanı üzerine yüzyıllardır makaleler, teoriler yazılan ve yazılacak olan sistemsel bir eleştiriyi en sade haliyle gözlerimizin önüne seriyor. İlerleme ve akılcı olma sevdasına, anlamını yitiren batılı insanının içine düştüğü boşluğu, dünyaya görme duyusunu kaybederek gelmiş birisine renkleri tarif eder gibi anlatıyor. Dolayısıyla, oryantalizmden uzak bir perspektif ve edebiyat bir araya gelince bize de arkamıza yaslanıp bu şahitliğin tadını çıkarmak kalıyor.



Eric Scheurmann Göğü Delen Adam kitabı yorum, Ekşi yorum, Bi' Kahvelik Kısa Kitaplar



“Göğü Delen Adam” aynı zamanda batılı toplumların sahip olduğu modern rasyonel idealin ve türcü hiyerarşik perspektifin ve sömürgeleştirmenin içeriden bir eleştirisi. Bu anlamda “Tanrılar Çıldırmış Olmalı” filmini de anımsattı bana ki doğaya yabancılaşmış, bireyci ve materyalist insanlığın sorgulamadan norm kabul ettiği değerleri eğlenceli bir şekilde mercek altına almıştır.


Tekrar kitabın konusuna dönecek olursam benim için kilit noktası, kendi yarattığımız hapishanede nasıl kendi bedenimizden ve doğal olandan koptuğumuzu anlatıyor olması, üstüne bir de bu anlatım şeklini olabildiğince basit ve sıradan kabul ettiğimiz gündelik yaşam dinamikleri üzerinden yapıyor olması denilebilir.


Para ve onunla birlikte gelen “şeyler” in nasıl da insanların hayatının merkezine oturduğunu, bu anlamsız bir takım şeyler için nasıl da hayatlarını harcadıklarını, hayatlarını bölünmüş zaman algısına göre yönetmeye çalışıp nasıl da hayatı kaçırdıklarını ve bir parçası oldukları doğadan uzaklaştıklarını, “ilkel” kabul edilen bir topluluğa ait gözlerden görüyoruz.



“Diyelim ki güneş pırıl pırıl parlıyor,Güneş ne güzel parlıyor” diye düşünmeye başlar o an. Ama bu yanlıştır işte. Büyük bir yanlış hem de. Akıllı  bir Samoalı güneşin sıcak ışıkları altında kollarını, bacaklarını gevşetir ve hiçbir şey düşünmez. Güneşi bir tek kafasıyla duymaz, elleriyle, ayaklarıyla, karnıyla, bütün organlarıyla hisseder. Bırakır derisi, kolları, bacakları kendi başlarına düşünsünler. Kafa gibi olmasa da onlar da düşünürler mutlaka. Ama düşünmek Papalagi’nin önünde bir türlü sökemediği bir lav kütlesidir sanki. .. Düşünceleri, duyularına düşman olan bir insandır o. İki parçaya bölünmüş bir insan.

15 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör