top of page

Haruki Murakami Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında Konusu/Yorum/Özet

Güncelleme tarihi: 10 Oca



Haruki Murakami Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında Kitap Konusu Özeti

“Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında “ Haruki Murakami’nin 1992 yılında “South of the Border , West of the Sun” orijinal adıyla yayımlanan romanıdır. 1992 yılında Japonca olarak yayımlanan kitap, 1999 yılında Philip Gabriel tarafından İngilizceye kazandırılmıştır. “Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında”, Murakami’nin yazın dilinin klasik örneklerinden biri diyebiliriz.









*"Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında" İlk baskısı


KONUSU VE TARİHSEL ARKA PLAN

Kitap temel olarak üç karakter çevresinde geçiyor. Ana kahramanımız Hacime, Hacime’yi çocukluğunda etkisine alıp bir daha bırakmayan Şimamoto ve Hacime’nin eşi Yukiko. Kitap Hacime’nin çocukluğundan başlayıp günümüze kadar ilerliyor. Bu süreçte Japonya’nın dönemsel tarihi de Murakami tarafından bizlere biraz çıtlatılıyor. 1950’li yıllarda Japonya’nın savaş sonrası döneminde hızlı bir şekilde teknolojik olarak toparlanması ve aile yapısına dair kısa kısa laf arasında yer veriliyor. Hacime’nin çocukluğuna dair dönemde, içinde bulunulan toplumsal durum aileleri birden fazla çocuk yapmaya teşvik ederken, bazı ailelerin tek çocuklu olmasının garip karşılanılan bir durum olduğunu belirtiyor Murakami. Hacime’nin de böyle bir dönemde tek çocuk olması, onun sosyal açıdan insanlara yabancılaşmasına ve daha çok içe dönük ve obsesif bir birey olarak yetişmesine sebep oluyor.

“Dışarıdan soğuk ve çok temkinli duruyordu. Sınıftakilerden bazıları onu mesafeli ve kibirli bulmuş olmalıydılar. Fakat ben başka bir şey bulmuştum - yüzeyin altında sıcak ve kırılgan bir taraf-. Tıpkı saklambaç oynayan bir çocuk gibi, derinlere saklanmış ama bulunmayı umuyordu.“

Hacime hayattan isteyip isteyebileceği her şeyden daha fazlasına sahip olmasına rağmen, kafasında dönüp duran yetersizlik ve başka bir yere ait olduğuna dair hisleri Hacime’yi kendi geçmişine dair imgelere yöneltmeye sevk ediyor adeta.

“Arabamı park yerinde bırakarak eve yürüdüm. Eve dönerken yolda tırabzanlara dayanıp trafik ışıklarının tepesine tüneyen iri bir karganın gaklamasını izledim. Sabah saat dörtte caddeler kirli ve salaş görünüyordu. Çürümüşlük ve uyumsuzluğun gölgesi her yerde kol geziyordu, ben de bunun bir parçasıydım. Duvarda alevlenen bir gölge gibi.“

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında Haruki Murakami

Sığındığımız anılar hayal midir, gerçek mi?

Murakami , genellikle kitaplarında gerçekleşen olayları açık uçlu bir şekilde bırakır. Siz “Acaba?” derken Murakami bazı ihtimallere doğru kırıntılar bırakır. Kesin bir şekilde “şöyle oldu!” diye yazmak yerine olayların gerçekleşmiş olabileceği alternatif yollara bıraktığı kırıntılarla gerisini okurlarına bırakır. Böylelikle siz nasıl olmasını istiyorsanız olaylar öyle gerçekleşmiştir. Öyle ilerlemiştir. Murakami’nin kitapları okurlarla beraber yazıyor olması benim için en sevdiğim yönlerinden biri. “Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında” için de aynı şey geçerli.


“Hafıza ve duyular bu kadar belirsiz ve her yöne eğilimli olduğundan, olayların gerçekten yaşandığını ispatlamak için daima belirli bir gerçekliğe -alternatif gerçeklik diyelim- güveniriz. Belli bir şekilde algıladığımız olaylar ne dereceye kadar göründükleri gibidir ve bu olaylar ne dereceye kadar biz onları öyle adlandırdığımız için öyledir bilmek mümkün değildir. Bu nedenle gerçekliğe gerçeklik diyebilmek için başka bir gerçekliğe gereksinim duyarız. Ama bu başka gerçeklik temel olarak üçüncü bir gerçekliğe ihtiyaç duyar. Bilincimizin sınırları içinde sonsuz bir zincir yaratılır ve gerçekten burada olduğumuz duygusunu veren, var olduğ