top of page

Albert Camus Yabancı İncelemesi

Güncelleme tarihi: 10 Oca


“Ne zaman dünyanın derin anlamını sezer gibi olduysam, onun basitliği şaşırttı beni. (Camus, "Tersi ve Yüzü" , Can Yayınları, 1992 : 11)

Anlam aramak…


Hepimizin hayattan kalan zamanlardaki boşluklarda yaptığımız şey. Bir nevi hobi… Hangimiz onun peşinden kâh sayfalar arasında kâh kapılar ardında yollara düşmedik, uçan balonlara atlamadık ya da bir denizin kıyısına vurmadık ki? İşte bunu yazarak yapan isimlerin arasında ünlenen birisi de Albert Camus.


Her ne kadar yazın tarihi kendisini “varoluşçuluk” köşesine layık görse de kendisi yetkinlik sınırları önceden çizilmiş bir tahta oturmak istemezdi sanırım. Kulağa oldukça felsefi gelen bir yaklaşımı, edebiyat aracılığıyla , yazdığı karakterlerin sıradanlığı ve günlük yaşantının saçma ve çirkin gelen yüzlerini apaçık şekilde yüzümüze vuran olaylar ile karşımıza getirmiştir.


Esas olarak, yakın arkadaşı olan Jean Paul Sartre ile anılan “varoluşçuluk”, Camus’nün yazınında bireyin öznel seçimleri vasıtası ile yaşadığı hayatın vurgulanmasıyla karşımıza çıkar. Buradaki bireyin ortaya çıkarabileceği saf bir öz yoktur, ancak kendi seçimleri doğrultusunda bireyin önce kendini sonra da içinde yaşadığı toplumu şekillendirmesi fikri söz konusudur.


Yabancı Konusu


Albert Camus Yabancı Konusu Yorumu ve Analizi


Gelelim “Yabancı”ya…


1942 yılında basılmış olan kitabın başkarakteri Mearsault’nun gözünden yaşamının bir bölümüne tanık oluyoruz. Kitap, annesinin ölümü ile başlıyor ve karakterimizin bu olayla birlikte pek çok duruma kayıtsız tavrını görmüş oluyoruz. Fransız sömürgesi olan Cezayir’de, annesini bakım evine yatırdıktan sonra yalnız yaşayan ve beyaz yakalı olarak bir işte çalışan Mearsault, ne annesinin ölümüne bir yas tutuyor, ne hikâyesini dinlemeyi sevdiği insanlara bir arkadaşlık duygusu besliyor, ne de evlenmenin eşiğine geldiği kadınla romantik bir bağ kuruyor. Hatta hikâyenin sonunda, tesadüfi olarak arkadaşlık(?) ilişkisi geliştirdiği birisinin şahsi meselesi yüzünden bir cinayete karışıp, (kendi ağzıyla) bir Arap’ı öldürüyor ancak yine de hiçbir şey hissetmiyor. Mearsault’nun hissizleşmesi ve her şeye rasyonel bir şekilde yaklaşması aslında kendisine, yaptığı uğraşa, çağın ruhuna ve yaşadığı topluma yabancılaşmasından ileri geliyor.



“Yabancı” yı okurken; özellikle ana olayların etrafındaki duyarsızlaşmış, soğuk tavırla bağ kurmak, kendi adıma, zorlayıcı oldu. Ancak başkarakter ve çevresinde gelişen olaylara dışardan baktığımızda Camus’nün çizmek istediği perspektifi görebiliyoruz. Mearsault’nun hayata dair hiçbir şeyin güzellemesini yapmıyor oluşu yaşamını kuru bir yaprağa çevirmiş olsa da aynı şey Camus’nün dili için söylenemez.


Bir de kitap üzerine yaptığım araştırma sonucunda anladığım kadarıyla, aslında kitabın orijinal diline hâkim olunduğunda kendini gösteren kelime oyunları kitabı etkileyici kılan bir başka nokta. Çünkü burada Camus, yazın dili ile birlikte alt anlamlar kurgulayarak bakış açısını ve karakterin psikolojisine dair ayrıntıları vurgulamış oluyor. Örneğin, kitabın girişindeki meşhur cümle,(“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.") Fransızca’da “anne” ye hitap şekline göre, karakteri çocuksu bir hale sokmakta ve olgunlaşmamış duygu dünyasına vurgu yapmaktadır.


Bir adım geriden…


Varoluşçu olarak adlandırılan yazarlar, yaşadıkları dönemde yazdıkları ile insanları karamsarlığa sürükledikleri konusunda eleştirilere de maruz kalmışlardır. Camus’nün Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı konuşması bu eleştirilere bir nevi cevap nit