Kuşaklar arası travma döngüsü üzerine bir roman - koruyucu

Uzun bir aranın ardından tekrar yazılara sarılarak buradayım. Bu arada neler oldu peki? Kendime verdiğim ama asla gerçekleştireceğime inanmadığım sözlerimden omzuma en çok yük olanı hayata geçirdim ve tezimi bitirdim. O arada pek çok şey okudum ancak bir kısmı benim kendi içsel yolculuğuma, bir kısmı ise çalışma alanıma göre hayli spesifik içeriklere sahip kitaplardı. Ancak tüm bunların dışında tıpkı bizim zihnimizde dönen planlarla alakasız bir şekilde hayatın bizleri sürüklediği yerlerin olması gibi, duygu dünyama göre de beni çekip önüne getiren kitapların varlığını da göz ardı edemem. Duygu ve düşünce dünyamın seçtiği yol ve zamana göre belirli kitapların beni seçtiğine dair güçlü bir inancım var.(ya da kısaca bilinçaltımın yönlendirdiği) Bu hafta bahsedeceğim kitap da beni böyle bir zamanda yakaladı, o yüzden sadece okuma eyleminden ziyade duygusal bir bağdan bahsediyorum yine.


Kaybetmenin acısını köklerimde hissettiğim evimde, bu kaybın yasını tutarken ısrarlı çağrısına kayıtsız kalamadım graham norton’ın “koruyucu” sunun. Ya böyle anlatabiliriz bu durumu ya da uzun zamandır basım stili ve kapak tasarımlarını oldukça beğendiğim yedi yayınlarının bir kitabını nihayet alma isteği de diyebiliriz.

Graham Norton’ın ismini yazarlık dışında ekrandan da biliyoruz aslında ancak yazarlığına tanık olmam “koruyucu” kitabı ile oldu, çok da güzel oldu.



Romanın Konusu



Kitabın konusuna gelirsek; annesinin ölümünün ardından cenaze ve miras işlemleri için çok da huzurlu hissetmediği memleketi İrlanda’ya dönen bir kadının yaşadıklarına tanık oluyoruz kısaca. Elizabeth yürümeyen evliliğinin ardından, tek başına ebeveynlik yapan, Amerika’da ikamet eden bir akademisyen. Annesini ve çocukluğunu pek de hoş hatırlamadığı ve akrabalarından da hazzetmediği için buradaki sorumluluklarından kurtulup bu tatsız yerden bir an önce gitmek istiyor ancak işler tabii ki beklediğinden daha karmaşık ve şaşırtıcı bir hal alıyor.

Eski evinde annesinden kalma mektupları bulması ile geçmişine dair bir kapı aralanıyor ve bizler de böylelikle hem geçmiş ile günümüz arasında paralel hikâyelere tanık olurken bir yandan da İrlanda manzaralarına göz gezdirmiş oluyoruz. Kuzey ülkelerinin rüzgarlı; koyu yeşil ve kahverengi tonları ile bir hayli haşır neşir oluyoruz ki benim bu konuda hiçbir şikayetim olmaz.


"Kendini aldatılmış hissediyordu biraz. Uzaktayken başından çok fazla şey gelip geçmişti ama New York'un bunlara aldırış ettiği yoktu belli ki. Reklam panolarında hala aynı film afişleri asılı, 33. Cadde'nin köşesindeki Inspirations adlı garip mağazanın vitrininde hala aynı çirkin kırmızı elbise duruyordu.
..hala yatağında ve gerçekten Castle House'ta duvarın üzerine oturup denizi izleyip izlemediğini hatırlamaya çalışıyordu. Babasının elini sımsıkı sıkmış mıydı?
...Yataktan güçlükle kalkarken İrlanda gezisini daha fazla kurcalamamaya karar verdi. Bugün artık geçmişle ilgili olamazdı. "

Karakter Analizi


Hikâye her ne kadar klişe gibi gelse de kulağa, okurken romanın genel hatlarındaki izleklerden ekstra zevk aldığımı söyleyebilirim. Bunlardan ilki arka planının güven ve huzur veren bir atmosfer yaratmasına karşılık aile ilişkilerinin ne kadar karmaşa barındırdığını ve bu karmaşanın içindeki boşlukların ve fedakârlıkların ne derece ürkütücü olabileceğini göstermesi olabilir. İkincisi ise kuşaklar arası travmayı ve bunun nasıl aktarıldığını çok sade bir şekilde anlatması. Dilinin akıcı olmasını ve merakla bir solukta bitirme isteği uyandırmasını ise söylememe gerek yok sanırım.

Kitabı okumak isteyen olursa diye içindeki gizemleri ele vermek istemiyorum ancak biraz daha aile içi ilişkilerin ve kuşaklar arası geçişlerin izini sürebilmek adına iki ana kadın karaktere biraz daha yakından bakalım.


Patricia (Elizabeth’in annesi); kendi bireysel alanına sahip olmasına izin verilmemiş, genç yaşta ağır duygusal yükler taşımış bir kadın. Annesinin ölümünün ardından yalnız bir hayat geçirmek istemediği için önüne gelen ilk evlilik fırsatını değerlendirme hevesiyle kendisini akıl almaz bir noktada buluyor ve böylece Elizabeth yaşantısına dahil oluyor. Hayallerindeki ideal evlilik ve sıcak bir yuva kurma fikrinden çok uzak bir hayat yaşayan Patricia, yaşadığı olayların yarattığı travmanın da etkisiyle kızı Elizabeth ile asla sağlıklı bir bağ kuramıyor ve kendi korkuları yüzünden kızının hayatını zorlaştırıyor. Dolayısıyla Elizabeth erişkin bir yaşa geldiğinde, ilk iş olarak annesinden uzakta bir hayat kuruyor kendine ve o da tıpkı sevgi ve bağ kurmaya muhtaç annesi gibi ona ilgi gösteren ilk insan ile evlenme kararı alıyor. Ancak başarısız bir evliliğin ardından oğlu ile birlikte kurduğu düzeninden memnun görünüyor. Taa ki geçmişinden gelen sırlar ile geleceğini örecek olan sırlar paralel bir hal alana kadar...



"Kimsenin artık genç diyeceği bir yaşta olmasa da, henüz kırk birinde, hayatının sona erdiğini ilan edemezdi. Uzun zaman önce dalgalar tarafından alınan ağabeyi James'i düşündü. Vazgeçme lüksü yoktu ama Edward'ın yapmak istediği tam olarak buydu. Gelgit onu almaya gelene dek, olduğu yerde dizlerine sarılmak ve oturmak istiyordu."





23.03.2022

N.E. Anısına…

23 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör